Millî Mücadele, Türk - Yunan Savaşı Değildir!



MİLLÎ MÜCADELE

Türk milleti, tarihe geçmiş birkaç büyük milletten biridir. En önemli özelliklerinden biri de tarihin her devrinde, imkânsızlıkları başarması, zorlukları yenmesi, tuzakları boşa çıkarması, küresel komploları ve projeleri yerle bir etmesidir. Zira Türk milleti boyunduruk altında kalmayı, paryalığı, mandayı ve himayeyi kabullenmeyen bir karaktere sahiptir. Bağımsız yaşamak, kendi kaderimize bizzat hükmetmek vazgeçilmez özelliğimizdir. Millî Mücadele de bunun en açık ispatıdır.

SAMSUN'A ATILAN İLK ADIM, KURTULUŞUN MÜJDECİSİDİR

Türk milleti, en zor zamanlarında bile mutlaka, muazzam iradesi ile kudreti birleşerek küllerinden yeniden doğmuştur. Türk’ün hür yaşama aşkı, hiçbir engel tanımamıştır. Bağımsızlık kıvılcımı, er ya da geç çakmıştır. Dönemin İstanbul hükümetinin aciz, korkak ve teslimiyetçi özelliklerine aldırmadan ve takılmadan, Mustafa Kemal Atatürk’ün her türlü tehlikeyi göze alarak 16 Mayıs 1919’da başlattığı tarihî yolculuk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ilk adımın atılmasıyla kurtuluşun müjdecisi olmuştur. 

Aziz vatanımızı işgal ve istilaya yeltenenlere karşı, Türk’ün kudretini ispat eden ve bağımsızlığını, içinde bulunulan durum ne kadar ağır olsa da vazgeçilmez tarihî ve insanî bir hak olarak gören büyük irade, Samsun’a ulaşarak ilk ve en anlamlı millî hamlesini yapmıştır.

Samsun’a çıkış; Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmiş, sonrasında şartları ağır bir ateşkes anlaşmasıyla ordusu dağıtılmış, işgallerle haysiyeti zedelenmiş, bitkin ve çaresiz kalmış milletimizin silkinip ayağa kalkışıdır. 

YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM!

Nitekim Anadolu’ya taşınan bağımsızlık ideali ve mücadele azmi; Havza’dan alevlenmiş, Amasya’dan körüklenmiş, Erzurum’dan yayılmış ve Sivas’tan tüm vatan sathına mal olmuştur. Türk milleti hürriyetini zincire vurmak isteyen yabancı tutkulara, hain çıkarlara, alçak niyetlere karşı amansız bir mücadele vermiş, al bayrağımızı Anadolu’nun her köşesine bir daha inmemek üzere yiğitçe dikmiştir. Etrafı dört bir koldan kuşatılan milletimizin hak ve hukukunu ayaklar altına alma küstahlığı gösterenler, Türk milletinin gösterdiği direniş karşısında tarihi emellerini ve heveslerini hayata geçiremeden kutsal vatan topraklarını terk etmek zorunda kalmışlardır. 

Sömürgeci güçlere teslim olmaktansa yok olmayı yeğleyen, bunu da “Ya istiklal ya ölüm!” diye sistemleştiren kutlu zihniyetin, topraklarımızı parselleyerek aralarında taksim eden bedbahtları vatanımızdan sürüp çıkarmaları, elbette Samsun’dan itibaren beliren derin kavrayış, tavizsiz milli duruş, gözleri kamaştıran inanmışlık ve Türk milletine adanmışlıkla gerçekleşmiştir. 

Samsun’a Türk milletinin namusunu, şerefini kurtarmak, işgalci mihrakların bayrakları altında, sömürge valileri yönetiminde köle olarak yaşamamak için çıkıldı. Samsun’a çıkış, bahsettiğimiz bu asil karakterin bir sonucudur. Merhum düşünürümüz Ziya Gökalp’in ifade ettiği gibi mukaddes ateş, vicdanlarda saklı duran bu hürriyet sancağının tüm yurdumuzu baştanbaşa tesiri altına almasıdır. 

MİLLÎ MÜCADELE, ÖNEMSİZLEŞTİRİLMEK İSTENİYOR

Bilelim ve unutmayalım ki Millî Mücadele, milletin istiklal özleminin eseridir. Tarihî bilinçaltından kaynağını alan ve vatanın her köşesine yayılan bu sarsılmaz ruh, Türk’ün milliyetçi refleksidir. Türk milleti, bugün de bu reflekse sahip olduğunu göstermektedir. Şartları ve şekli farklı olsa da bugün de aynı kuşatmaya karşı, millî bir duruşa ihtiyaç vardır.  

100 yıl önceki ilk adım şuurunun sahibi olan bizler, Türk devletinin bağımsızlığını sonuna kadar koruma iradesini göstermek zorundayız. Tuzakları bozmak, komploları önlemek, kuşatmaları yarmak, bize atalarımızdan mirastır. Ecdadımıza hürmet, millet olarak nereden gelip nereye gittiğimiz konusunda kafalardaki berraklık, kökeni geçmişe dayanan sorunlar karşısındaki millî tutum ve “Geleceğin Türkiyesi’ne ve Türk Dünyası’na ben nasıl katkı sağlarım?” düşüncesi, gençlerimizin başlıca sorumlulukları olmalıdır. 

Geleceğimizin güvencesi sevgili gençlerimizin, dünü iyi öğrenerek, onlardan sonuçlar çıkarmaları önemini de bunun yüksek bir millî sorumluluk bilincinin aşılanmasıyla mümkün olacağını da biliyoruz. Bu çerçevede, düşünen ve düşünce üreten nesiller yaratmayı şiar edinmeliyiz. Bunun yolu da doğrudan doğruya eğitim-kültür faaliyetleridir. Eğitim-kültür faaliyetleri ise çok boyutlu bir süreçtir ve en önemli millî sorumluluklardan biridir. 

SORUMLULUĞUMUZ BÜYÜK

Bu sebeple biz de bu millî sorumluluğun bilinciyle düşünme ve düşünce üretme çabalarına katkı yapmayı rehber edinmeliyiz. Tuttuğumuz bu yoldan da asla vazgeçmemeliyiz. Zira Türklüğün yeniden yükselişinin bu esaslara bağlı olduğuna inanıyoruz. Son yıllarda maalesef Millî Mücadele’yi önemsizleştirmeye yönelik bazı çevrelerin çabalarını esefle müşahede etmekteyiz. Söz konusu çevreler, Millî Mücadele’yi salt bir “Türk-Yunan Savaşı” olarak resmetmekte, Türk Milletinin yedi düvele karşı verdiği millî mücadeleyi milletimize unutturmak istemektedirler. 

Ayrıca, aynı çevreler Çanakkale Savaşları örneğinde olduğu gibi, “Mustafa Kemal’siz bir Milli Mücadele” inşa etme garabeti içerisindedirler. Elbette Milli Mücadele sadece Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya inhisar edilemez. Ancak, Gazi Mustafa Kemal’in Millî Mücadele’deki öncü rolünü inkâr etmek, Türk Milletine düşmanlık etmektir. Unutmayınız ki bir milleti iğdiş etmek isteyenler, ilk önce o milletin kahramanlarını gölgeleme ihanetine girişirler

Yorum Gönder

0 Yorumlar