Gelecekte Spor



Kutay, yatağına uzanmış vaziyette babasının hediye ettiği hologram formaya bakıyordu. O, Türk Devletleri Birliği Millî Takımı’nın resmî formasının hologramıydı. Hayallerinin süsüydü, onca emeğinin sebebiydi, uğruna canını feda edebileceği tek şeydi. Bir süre daha hologramı izledikten sonra, "Sadece bir maç daha..." diyerek gözlerini kapattı. Evin ışıklarının şiddeti yavaş yavaş azaldı. Tam perdeler kapanmak üzereyken Kutay "Perdeler açık kalsın." dedi. 

Akıllı ev, Kutay'ın vücudundaki çip sayesinde, onun bütün vücut aktivitelerini takip edebiliyordu. Uyuyor mu, uyanık mı; öfkeli mi, sakin mi; aç mı, tok mu; hasta mı, sağlıklı mı; heyecanlı mı, mutlu mu... Kutay hakkındaki her şeyi saniyesi saniyesine biliyordu. Kutay'ın verdiği komutları algılayabiliyor ve yerine getirebiliyordu. Kutay'ın sabah kahvaltısında, akşam yemeğinde ne yiyeceğinden tutun da bulunduğu odanın sıcaklığından ve ışık şiddetine kadar birçok ayarlamayı bu bilgiler sayesinde yapıyordu.

*

Kutay, gözlerini yeni güne açar açmaz akıllı ev de aktif duruma geçmişti: 

— Günaydın. Dünya saatine göre, sabah 10. Tarih, 24 Kasım 2453. Bugün, önemli bir karşılaşmaya çıkacaksınız. Nabız atışlarınız bana heyecanlı olduğunuzu söylüyor. Şimdi sizi sakinleştireceğini düşündüğüm bir şarkı açacağım.

Kutay'ın en sevdiği müzik parçası evin bütün odalarında yankılanmaya başladı. Kutay, bir yandan kıyafetlerini giyiniyor, bir yandan da evle konuşuyordu:

— Bugün kahvaltıda ne yiyeceğim?

— Haşlanmış yumurta, iki dilim peynir, bir dilim ekmek, yarım domates, yedi adet zeytin. Ayrıca vücudunuzun günlük mineral, vitamin ve enerji ihtiyacının büyük bölümünü karşılayacak olan takviye hapları.

— Bakayım bir. Şu yeşil hap, enerji içindi değil mi? Ondan bir tane daha alsam ne olur?

— Kesinlikle olmaz. 

— Neden, ölür müyüm? 

— İç organlarınızda tahribata sebep olur. Bu, Sağlık Bakanlığı tarafından kesinlikle yasaklanan bir davranış. 

— Arabanın şarjı ne durumda? 

— %16. Bu enerjiyle yaklaşık olarak 226 km yol katedebilirsiniz.

— Teşekkür ederim. Bugün yalnızca tesise gideceğim. Akşam erken döneceğiz. Şarjı da o zaman doldurursun. 

— Rica ederim. 

Her teknolojik yeniliğin insanların sosyal davranışları üzerinde olumlu ya da olumsuz etkisi olur. İnsanoğlunun yapay zekâya ulaşana kadar atladığı her teknolojik merhale insan ilişkileri üzerinde olumsuz etkilere sebep olmuştu. İnsanlar hayatlarının büyük bir kısmını teknolojik aygıtlara ayırıyor, yapay zekâ sayesinde yalnızlık hissi çekmiyorlardı. Birbirlerinden giderek uzaklaşmış, belirli bir yaştan sonra yalnız yaşama olgusunu benimsemişlerdi. Her fert on beş yaşındayken ailesini terk ediyor, hayatını birleştirebileceği bir eş bulana dek de yapayalnız yaşıyordu.

Kutay, arabasına yaklaştığında şifreyi söyledi. Arabanın kapısı kendiliğinden açıldı. Motor çalıştı. Kutay, yerine geçtiğinde gülümseyerek konuşmaya başladı. 

— Yeniden bir aradayız ev. Zaten ne zaman ayrıldık ki.

— Sizden hiç ayrılmamak üzere programlandım. 

— İyi ki öyle programlandın. Yoksa yapayalnız kalırdım. Haydi, tesise gidelim ve şu işi bitirelim. 

— Emredersiniz.

Garajın kapısı açıldı. Araba hareket etti. Arabanın hiç camı yoktu. Eski arabalardaki ön cam, ekran olarak tasarlanmıştı. Binici isterse bu ekrana arabanın çeşitli yerlerindeki kameralardan gelen görüntüler yansıtılıyordu. Fakat insanlar, bu camı bir şeyler izlemek için kullanmayı tercih ediyorlardı. Bu, genellikle, hafıza kayıtları oluyordu. Arabaları yapay zekâ kullanıyordu. Bu durum, küçük bir çocuğun bir yerden başka bir yere yalnız başına gitmesi için güvenilir bir yoldu. Yapay zekâlar tıpkı yarasalar gibi birbirleriyle haberleştikleri için o çağda yaşayan insanlar "trafik kazası" kavramını bilmiyorlardı. Yollar çok güvenliydi. Üstelik yapay zekâlara özel bir talimat verildiğinde varış noktasına dek arabaların kapıları açılmıyordu. 

*

Kutay, tesise vardı. Aracından inerek kendisine ayrılan simülasyon odasına yöneldi. Koltuğuna oturdu. Avatarına bağlandı. Maçın başlamasına iki dakika vardı. O anda aklından küçükken babasıyla arasında geçen bir anısı geldi. O gün millî maçı izlerlerken babasına "Ben de bir gün Millî Takım'da oynayacağım." demişti. Babası da ona “Türk Devletleri Birliği Millî Takımı’nda forma giymek istiyorsan bu oyunu Türk gibi oynamalısın evlat. Sahaya çıkacaksın ve Türk gibi oynayacaksın. Anladın mı beni?” diye karşılık vermişti. 

Maç başlamak üzereydi. Ekrandaki sayaç 10'dan geriye doğru akıyordu. Kendi kendine "Türk gibi!" dedi. Oyun başladı...

Tıkla Git

Yorum Gönder

0 Yorumlar
* Lütfen yorum yazarak düşüncelerinizi bizimle paylaşın.

Top Post Ad

Below Post Ad